Meme kanserinden yoğurt ve çökelekle korunun

Probiyotik yoğurt ya da bakteri içeren ev yoğurdu yağsız keçi peyniri nar çökelek ve çökelek suyu kansere karşı kalkan görevi yapar..

Prof. Dr. Erkan Topuz; meme kanserinden korunma yollarıyla ilgili soruları yanıtladı:

 

* Ailesinde meme kanseri veya kolon kanseri olan bir kişi önleyici olarak ne yapmalı?
Kilo almayarak spor yaparak yağlı gıdalar tüketmeyerek alkol sigara ve kırmızı etten kaçarak işe başlayabilir. Ayrıca koruyucu bazı gıdalardan destek almalı. Hormonlu gıdalardan uzak durması şart. Yoğurt yağsız beyaz peynir ve çökelek tercih edilmeli. Kalsiyumlu gıdaları almak ve günde bir adet 100 miligram aspirin kullanmak da koruyucu olur. Kadınlarda böyle bir risk varsa hormondan uzak durmak ve doğum kontrol hapları kullanmamak önemlidir.

 

HORMONSUZ BESLENİN
* Meme kanserinde beslenmenin etkisi ne kadar?
Korunmada ve tedavi sırasında büyük etkisi var. Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunan biri ömür boyu doğru beslenerek yüzde 60 oranında bu riski azaltabilir. 20 yaşından sonra doğru beslenmeye başlarsa yüzde 20 oranında bu kanserden korunur.

 

* Meme kanseri hastalarına doğru beslenmeyle ilgili ipuçları verebilir misiniz?
Meme kanseri olanların sütten kaçınması gerekir. Buna karşılık özellikle probiyotik yoğurt ve ev yoğurdu en önemli kanser koruyucularından biridir. Günde yarım kilo evde yapılan yani içinde bakteri içeren yoğurt; hem kanserden korunmada hem de kanser tedavisi sırasında en faydalı gıdalardan biridir. Yağsız keçi peyniri çökelek ve çökelek suyu hatta evde yapılan peynir suyu da kanserden korunmada ve kanser tedavisi sırasında çok faydalıdır. Meme kanserinde yoğurdun riskin azalması ile ilişkili olduğu bilimsel olarak tesbit edilmiştir. Fransız ve Hollandalılar'ın gerçekleştirdiği araştırmada; yoğurt yiyenlerde meme kanserinde yüzde 50'lik risk azalması bulunmuştur. Yoğurt kanserden korunmada çok etkilidir. Ancak koruyucu olarak çok etkili olan yoğurt bağırsaktan emilimi olan bazı ilaçların etkisini engelleyebilir.

 

KANSERİN SUÇLUSU BİZİZ!
* Doğru beslenme meme kanseri için etkili mi?

Alternatif ve tamamlayıcı tıp özellikle genetik kökenli kanserler üzerinde etkili. Tabiat devamlı zehirlendiği için kanser oranı günden güne artıyor. Tamamlayıcı tıbbın en önemli rolü kanseri ama özellikle de kalıtsal kanserleri önlemek; meme kanseri kolon kanseri ve prostat kanseri gibi... Ailesinde ve genetiğinde bu tip kanser olanların çocuk yaştan itibaren diyete girmesi gerekir; işte tamamlayıcı tıp da burada başlar. Çünkü her aldığımız gıdada giydiğimiz çamaşırda kanser riskini tetikleyici şeyler bulunuyor. Her yıl 15 milyon kişi kansere yakalanıyor ve bunun da sebebi çevre şartları. Beyaz un beyaz şeker aldığımız bütün konserveler salam sosis ve hazır meyve sularındaki bütün katkı maddeleri kanser nedeni. Meyve sebzelere verilen hormon ve inorganik gübreler kanserin hazırlayıcısı. Onun için biz ne yaparsak yapalım kanser dünyada hızla artacaktır. Çünkü biz dünyayı zehirliyoruz. Bu kanserojen maddeler DNA'da kırılmaya neden oluyor.

 

* Sebzeler kanser ilacı gibi kullanılıyor; peki sizce çiğ besinler mi daha yararlı pişmiş besinler mi?
Popüler internet siteleri meyve sularının yanında çiğ besinlerin de propagandasını yapıyor. Birçok hasta da pişirmenin besinlerin değerini azaltacağına ve çiğ besinlerin hastalıklarını kontrol etmede en iyi yöntem olduğuna inanıyor. Oysa çiğ besinlerin faydaları henüz bilimsel olarak kanıtlanmadı. Bakterileri öldürmek ve hazmı kolaylaştırmak için besinleri pişirmek gerekiyor. Kanser hastası; yumuşak çiğnenmesi ve sindirimi kolay besinlere ihtiyaç duyar.

YAZININ DEVAMI OKU...

20/11/2009, Kategori: PROF_DR_ERKAN TOPUZ : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

Prof.Dr. Erkan Topuz böğürtlenin faydalarını anlatıyor..

BÖGÜRTLENİN FAYDALARI

Hafıza kaybından, ishale kadar bir çok rahatsızlığa iyi geldiği belirtilen böğürtlene olan ilgi, her geçen gün arttıyor. prof dr Erkan Topuz, çiçekleri ve taze meyvesinin bir çok hastalığa iyi geldiğini belirtiyor. iklim özellikleri nedeniyle en çok Mersin ve Bursa yörelerinde yetiştiriliyor.
Kozmetik sanayisi ise böğürtlen aroması bulunan duş jeli ve güzellik losyonları üretmeye başladı.
Diyabet ve böbrek taşlarına faydalıBöğürtlenin sıkılarak elde edilen suyunun ishal rahatsızlıklarına, taze veya kurutulmuş 20 gram böğürtlen yaprağından yapılan çayın ise, ağız yaralarına iyi geldiğini belirten TOPUZ, antioksidanlar açısından zengin olduğunu belirttiği meyvesinin ise yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarına, diyabete ve böbrek taşlarına karşı kullanıldığını belirtti.
Böğürtlen nelere faydalı?
*Böğürtlen idrar söktürür.
*Ayaklardaki şişlikleri indirir.
*Yüksek tansiyonu düşürür
*Gözlerdeki zafiyeti giderir.
*Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur.
*Ağız, dil, diş eti ve bademcik giderir.
*Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser.
*Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir.
*Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür
kaynak:netten

YAZININ DEVAMI OKU...

18/6/2008, Kategori: PROF_DR_ERKAN TOPUZ : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

Prof.Dr.Erkan Topuz'dan şok açıklamalar Kanser çığ gibi geli

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz’dan şok açıklamalar... Kanser ilk sırada yer alacak!
Hergün kanser ile ilgili yeni birşey okuyoruz, yeni birşey duyuyoruz. Bir gazete domatesin bilmemne kanserine iyi geldiğini yazıyor, bir başka gazete ise fındığın bilmemne kanserini tedavi edici özelliğinden bahsediyor. Kafamız karışıyor, neye inanacağımızı şaşırıyoruz.
Sürekli ünlülerin, başarılı isimlerin kanser ile mücadelesini okuyor, onlar bile bu kadar refaha, kontrole, dikkate rağmen yakalandıysa bizim hiç şansımız yok diye dertleniyoruz. Etrafımızda sürekli birilerinin kansere yakalandığını öğreniyor ve korkuyoruz!
Peki ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız? Nasıl korunmalıyız?
Türkiye’de kanserle mücadele denilince akla ilk gelen isimlerden İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz’a sordum. Anlattıkları, öğrettikleri nedeniyle kaç gündür kendime gelemedim. Ve inanın onunla konuştuktan sonra herşeyi değilse de, hayatımdaki birçok şeyi değiştirdim!
Etrafımızda, yakın çevremizde, ünlüler arasında sürekli yeni birilerinin kanser olduğu haberini alıyoruz. Hem de çok erken yaşlarda da kansere yakalanıldığını görüyoruz artık. Bu artış devam edecek mi, nereye kadar edecek, kanser gerçekten de o çok klişe deyimle çağın vebası mı olacak?
2020 yılında 20 milyon kişi kansere yakalanacak. Kardiyovasküler hastalıklardan sonra kanser ikinci sıradaydı, ama önümüzdeki yıllarda kanser birinci sıraya geçecek. Geçiyor! Belki üç beş sene sonra birinci sırada olacak.
Peki artış nedeni ne?
Kanserin artış sebeplerinin en önemlisi, çevre kirliliği, aldığımız gıdalar, çevre kirliliği ile beraber ozon tabakasının delinmesi. Yalnız çevre kirliliği dediğimiz zaman herşey giriyor içine… Kanser esasında anne karnında başlıyor.
Nasıl yani?
Hatta anne karnından da önce. Endüstri yakıtlarıyla ve alkol ile çalışan fabrikalarda çalışan babaların spermlerinde bozukluk meydana geliyor. Ve onların çocuklarında kanser riski 6 kat artmış oluyor. Çocuk anne karnına düştükten sonra annenin kendisi sigara içmese bile çevreden aldığı duman bile, egzosdan çıkan duman bile anne karnındaki bebeği etkiliyor. Yapılan çalışmalar göstermiş ki doğmamış çocukların amniyo sıvısında, bebek anne karnında o sıvının içinde yüzer ya, bol miktarda pestisit bulunmuş.
Pestisit ne demek?
Deterjan artıkları, fabrika artıkları, etrafa sıkılan böcek ilaçları artıkları, inorganik gübreler, plastik artıkları, bunların hepsi pestisit. Yani insanlar tarafından üretilmiş zehirlere pestisit deniliyor. Yani kanser yapan maddeler!
İşte bu pestisitler amniyo sıvısında bulunmuş ve dahası bu pestisitler çocuk doğduktan sonra anne sütünde de bulunmuş. Normalde plasenta korur ama korumasına rağmen plasenta üzerinde de aşağı yukarı 280 üzerinde toksik maddenin geçtiği gözlenmiş anneden bebeğe.
Yeni doğan çocuğun kanında ise 230 tane endüstriyel kimyasal madde bulunmuş, bunun da yüzde 80’i kanserojen çıkmış.
Anne sigara dumanından bile etkileniyor yani, bırak içmeyi! Hamileyken alkol alması, inorganik beslenmesi, deterjanların toksitesi, mesela çamaşır makinasında kullandığı deterjanlar, bulaşık makinasında kullandığı deterjanlar, kullandığı plastik kaplar hep bebeği etkileyen faktörler.
Annelerin bir kere bile basit bir akciğer filmi çektirmesi çocuğun lösemi riskini 2 katına çıkarıyor.
Anneler eğer 8 hafta boyunca çok sıkı bir şekilde organik beslenirlerse çocuğun kanser olması konusunda bunun tamamen önleyici olduğu iddia ediliyor.
Hangi 8 hafta?
Hamilelikteki herhangi bir 8 hafta. Çocuk çünkü gelişmeye devam ediyor.
Şimdi bir de bu organik yiyecek modası çıktı. Neden organik yiyecekler? Marketten aldığımızdan farkı ne organik yiyeceklerin?
Pikeatanol denilen kansere saldıran maddeler var organik yiyeceklerde. Organik yiyecekler ilaçlanmadıkları için mantarlar ve bitki haşerelerine karşı kendileri bir madde üretip öyle yenmeye çalışıyorlar. İşte bu maddeyi aldığımız zaman vücudun kanserle savaşmasını sağlamış oluyoruz. Çok önemli! Ötekilerde zaten böcek ilacı verdiğimiz için o mekanizma gelişmiyor. Zaten biz ona saldıran mantarı ve diğer bitki haşerelerini öldürüyoruz. O yüzden de o savaş maddesi olmuyor.
Peki çocuk doğduktan sonra onu kanserden korumak için nelere dikkat etmeli?
Çocuklarımız her an zehirin içinde yürüyorlar. Mesela o yeşil, yemyeşil çayırlarda, imrenerek baktığımız çayırlarda, tabii olmayan bizim yetiştirdiğimiz çayırlarda kimyasal ürünler vardır. Daha uzun süre yeşil kalsınlar ve içlerinde ayrık otları olmasın diye. O yüzden o çayırlar da kanserojen. Çocuk orada yuvarlanıyor, oynuyor, zıplıyor, eve geldiği zaman o kanserojen maddeleri de beraber getiriyor. Bunlara da dikkat etmeli. Yani çayır bile kanserojen.
O yüzden eski adetleri destekliyoruz. Eve gelindiğinde dışarıda giyilen ayakkabı mutlaka çıkarılmalı. Çünkü bu dışarıdan gelen kanserojen maddelerin bütün eve dağılmasına neden oluyor. Zaten o maddeleri en çok tutan da halılar!
Peki çocukların beslenmesi?
Çocuk annenin aldığı gıdayı alır. Yani annenin çok akıllıca beslenmesi lazım. Çocuklarımızı fast fuddan korumalıyız. Özellikle yoğurt kültürü vermeliyiz. Gökkuşağının bütün renklerindeki yiyeceklerden faydalandırmalıyız çocukları. Balık yemelililer, civasız balık ama. Fast fud haftada üç kereden fazla verildiğinde lenfoma, beyin tümörü 3 kat fazla oluyor. O yüzden tavsiyem haftada bir, hatta 15 günde bir fast food yemesi çocukların. Kırmızı etten büyüme çağında haftada iki kere yiyebilirler. Asıl balık yemeliler. Beyaz et terbiyesi vermek lazım çocuklara.
Hormonlu gıdalardan uzak durmalı, aksi takdirde biliyorsunuz kızlar çok erken adet görüyor, 8 - 9 yaşında adet gören kızlar var. Bu çok tehlikeli bir olay! Meme kanserine yol açabilen bir olay! Erken adet görmek, geç menapoz kadınlar için meme kanserinin en önemli nedenlerinden biri.
Bire beş yeşil yemek lazım, bol spor yaptırmak lazım çocuklarımıza. Çünkü gelecek nesilde o kadar çok kanser olacak ki belki böylelikle riski biraz azaltabiliriz. 20 sene sonra çok daha erken kanserlere rastlayacağız.
Epigonom denilen bir madde var vücutta. Bu madde kanser geldiği zaman gene kapatma emri veriyor, gene “ Korun” diyor. Pestisitler anne babadaki epigenon maddesini yok ediyor. Epigenon olmadığı için de çocuklar kansere çok açık oluyorlar.
Annelerin özellikle petrol ürünlerinden kaçması gerekiyor. Herşey petrol ürününe giriyor, plastik, deterjan…O yüzden bazı ülkelerde petrole şeytanın dışkısı derler.
Yani o kadar zararlı…Şeytanın dışkısı denecek kadar zararlı…
Bir de radyasyon var. Kullandığımız teknolojik ürünlerin hemen hepsinde hem de…Ondan nasıl korunmalı?
Genellikle cep telefonları ile 30 saniyeden fazla konuşmayın diyoruz. En fazla bir dakika. Ya da kulaklık takın. 10 sene sonra beyin tümörleri iki katına çıkacak. Her ne kadar büyük telefon üreticileri tehlikeyi en aza indirdiklerini söylüyorsa da araştırmalar telefonların büyük radyasyon yaydığını ve beyin tümörlerinin iki katına çıkacağını gösteriyor. Televizyon en azından 5 metre ve ya 7 metre mesafeden seyretmemiz gereikor. Baz istasyonlarından 1 kilometre mesafede olmamız lazım.
Sadece insanlar mı etkileniyor bu radyasyondan, pestisitlerden?
Tabii ki sadece insanları değil diğer memelileri de etkiliyor. Beyaz balinaların nesli tükenmek üzere, sebebi de dörtte birinin kolon kanserine yakalanmaları. Nedeni körfezağızlarındaki zehirli artıklardan etkilenmeleri. Örneğin Kaliforniya’da deniz aslanları iki sene önce ölü olarak sahile vurdular. Bunların yüzde 20 sinde genital kanser bulundu. Washington’daki bir nehirdeki balıklarda 16 cins kanser tespit edildi. Köpeklerde mesane kanseri son zamanlarda 6 kat arttı.
Yani durmadan dünyayı zehirliyoruz.
Ama kanser tedavisinde çok büyük ilerlemeler var, çok büyük paralar harcanıyor. 2025 yılında 300 milyar dolarlık kazanç sağlayacak ilaç firmaları. Bu kazancın yüzde 10’unu yüzde 20’sini çevre sağlığına harcamış olsalar kansere yakalanma oranı çok daha azalacak. Zaten 1990’a kadar hep kanseri yeneceğiz, ilaçları yok edeceğiz diye uğraşıyorduk. Fakat yok etmek bir yana kanser geliyor çığ gibi. Kansere tutulmak iş değil. En önemli laf şu “Bir korunma bin tedaviden evladır”. Korunmak çok önemli. 1990’dan sonra korunmaya önem verme başladık. Kanserden korunmak çok önemli. Kanser milyonlarca dolar da devlete ekonomik yük getiriyor, hastaya yük getiriyor, aileye yük getiriyor.
Peki ne yapacağız. Büyükşehirlerde yaşıyoruz organik yiyecek bulma, egzosdan kaçma, radyasyondan korunma gibi şanslarımız yok. Ne kadar korunabiliriz ki?
Bu kansere yol açan faktörleri devlet yavaş yavaş kaldıracak kanunlarla…
Devleti bekleyene kadar…Biz kişisel olarak ne yapabiliriz, madem bir korunma bin tedaviden evla?
Balkonda kendine bir yer yapacak biberini yetiştireceksin, domatesini yetiştireceksin. Kendine ufak bir tarım bahçesi yapacaksın, çok güvendiğin tescilli olduğunu bildiğin organik gıdalardan yemeye çalışacaksın. Bol yeşil tüketeceksin, bol meyva yiyeceksin. Hiç değilse haftada bir iki gün yeşil bir yerde 5 - 6 saat yürüyeceksin. Kozmetiklerden kaçacaksın, bütün kullandığınız kozmetik şampuanlar, saç boyaları, cilt kremleri kanserojendir. Özellikle cilt kremlerine cildi gergin tutsun diye bakır konulur, o da kanserojendir ayrıca kanserin damarlanmasını da artırır.
Evdeki çamaşır makinasında doğal deterjan kullanacaksın, bulaşık makinasında bulaşığını yıkadıktan sonra muhakkak sirkeli veya limonlu suyla çalkalayıp öyle sofraya koyacaksın.
Eve ayakkabı ile girmeyeceksin. Halıları çok kuvvetli süpürgelerle temizleyeceksin. Evi devamlı havalandıracaksın. Evde plastik kap, alümünyüm kap kullanmayacaksın. Onun yerine porselen, çelik ya da cam kullanacaksın.
Genellikle zeytinyağı tüketeceksin. Gökkuşağının tüm renklerindeki meyve ve sebzelerden hergün ufak parçalarda olsa muhakkak tüketeceksin.Yemeğe ete karşı bire oranında beş sebze atacaksın.
Temizlik yaparken fısfıslı ürünleri değil de kendin evde ürettiğin sirkeli ürünleri tercih edeceksin. Gümüş parlatırken, ocak silerken filan…Oda spreyi sıkınca odadan dışarı kaçacaksın. Koltuk altı spreyi kullanmayacaksın. Zeytinyağlı sabunlar veya defne sabunu kullanacaksın. Kafanı ya o sabunlarla ya da bebe şampuanıyla yıkayacaksın.
Çin mallarından kaçacaksın. Çin mallarında kanserojen madde, çok fazla! Gıdalarında, bütün plastik maddelerinde, oyuncaklarında, hatta üzerimize giydiğimiz ketenlerinde bile. Boyaları zehirli, kalitesiz ve kanserojen! O yüzden isim değiştirdiler şimdi, made in PRC yazıyor üzerinde artık. Made in China yazmıyor artık.
Sigara çok önemli, sigarada 4000’in üzerinde kanserojen madde var. Bir de kanseri iyice artıran bazı maddeler de var. Amonyak gibi, siyanür gibi, arsenik gibi örneğin…
Yani mücadeleni biraz da kendin yapacaksın. Devlet de kanunlarla kanserojen maddelerin kullanımını kontrol altına almalı, ama sen de yapacaksın!
GAZETEPORT

YAZININ DEVAMI OKU...

5/6/2008, Kategori: PROF_DR_ERKAN TOPUZ : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

Profesör Topuz'dan acil kanserojen uyarılar! ve kansere karş

 

 

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, çarpıcı açıklamalar yaptı! "2020'de dünyada 20 milyon insanın kanser olacak" diyen Prof. Topuz, yiyeceklerden, temizlik malzemelerine kadar bir çok üründeki kanser tehlikesine dikkat çekti ve önemli uyarılarda bulundu.

İşte Prof. Dr. Erkan Topuzun açıklamaları:

-Yeni arabalarda çok güzel kokular vardır. İşte kanserojen! Çünkü arabaların içindeki tüm o plastikleri yapıştırmak için kullanılan yapıştırıcıların hepsi kanserojendir.

Tabiatta o kadar güzel yapıştırıcılar vardır ki... Mesela ipek böceklerinin salgısından elde edilen zamkın gücü başka hiç birşeyde yok. Midyeler, denizdeki demirle birleşerek taşa yapışıyor ve onu kopartamıyorsunuz. Korkunç bir yapıştırıcı gücü var. işte dünya yavaş yavaş bunlara dönmeli...

-Kuru temizleme işleminden geçen giysilerin üzerinde kanserojen madde kalıntıları vardır.

-İşyerlerinde bilgisayarlar açık, belki oda da televizyon var ve o da açık, cep telefonları da tabii yanımızda... Radyasyonlu ortamları havalandırmak gerekir. Cep telefonlarıyla 30 saniyeden fazla konuşmak, 10 yıl sonra beyin tümörlerinin 2 katına çıkmasına neden olmakta. Cep telefonlarını kulaklıkla kullanalım. Nispeten daha koruyucu bir etkisi var. Bilgisayarlarımızı gerekmedikçe açık bırakmayalım. Televizyonları 6-7 metre uzaktan izleyelim.

-Baz istasyonlarına aşağı yukarı 1 kilometre uzaklıkta oturmamız gerekir. Bir de ayriyeten Amerikada yeni çıkan yasa ile cep telefonlarını kuvvetlendirici yerler var. Onların da okullara 500 metreden yakın olmaması gerekiyor. Yeni yapılan bir çalışmada (2005 yılı Amerikada) otobana yakın oturanlarda özellikle çocuklarda kanser ve lösemi riskinin 5 kart arttığı görülmüş. Arabalardan yayılan mazot ve kurşun atıklarından dolayı.

-Çalışan insanların çoğunluğu öğle tatillerinde fastfood yiyorlar. Yanında bir gazlı içecek var. Tabi bunların içinde şeker var. Şeker kanserin en önemli dostudur. Fastfooddaki et kırmızı et ve yanmış. Bunun içinde bir yığın katkı maddesi var. Yanında ise hiç hiç sebze yok.

-Sodayı da aşırı tüketmeyelim. Radyasyon var çünkü içinde. 1-2 tanenin zararı yok ama aşırı miktarda tüketmeyelim.

-Sert içkilere karşıyız. Votka, rakı gibi. Çünkü miğde, ağız, diş ve mesane kanseri yapıyor. Günde 2 bardak şarap içen kadınlarda meme kanseri riskinin 3-4 kat arttığı görülmüştür. Ama bu çok yanlış anlaşılmasın, şarapçılar iflas eder. Şarapların içinde de pestisit var. Çünkü bunlara organik gübre atabiliyorlar. Organik şarap içebilirler. Kaliteli yetiştirene karşı değilim, ama üzümler aşırı büyük olsun diye çok aşırı gübreleniyor.

-Zeytinciler de bunu yapıyorlarmış. Zeytinler iyi olsun diye 5 kat fazla gübre atıyorlarmış.

-Yapraklı olan yiyecekleri lahana, kıvırcık, marul gibi sebzelerin ilk 4 yaprağını atalım. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın, organik bile olsa pestisiti uzaklaştırmanız mümkün değildir.

-Lahana veya haplarını tüketin. Kırmızı turp, lahana, karnıbahar ve brokoliyi haftada 2 kez tüketirseniz hipotriodi yapabilir. O yüzden genellikle buharda pişirin ve öyle tüketin.

Organik nedir?

-Doğrudan doğruya pestisit atılmamış yani tabi toprakta yetişen, zirai mücadele ilacı kullanılmamış, organik gübre genellikle kullanılmış yiyecekler. Organik gübre de çok önemli. Amerikaâ??da organik gübreye bile bakıyorlar. Çünkü o gübrenin alındığı hayvan da pestisit almış olabiliyor. Bu çok ince bir çizgi.

-Dünyanın en iyi organiklerinde bile yine 3-5 tane pestisit bulunmuş.

-Hakiki organik, Tarım Bakanlığının tasdiki olanlarını almak zorundayız, yani artık buna inanmak zorundayız. Ama onun dışındakilere de çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Organik ürünün ne faydası var?

Organiklerde salvastrol denen bir madde var. Mesela kırmızı turp kendisini haşarelerden, böceklerden ve etrafında kendisini rahatsız edebilecek zararlı mahsullerden koruyor ve bunun için de salvastrol denilen maddeyi salgılıyor. Doğal bir savunma. Ama maalesef inorganik yetiştirilen ürünlerin salvastrol üretmesine gerek kalmıyor. İşte biz organik olanı aldığımız zaman salvastrol ümmün (bağışıklık) sistemimizi güçlendiriyor, kanserden koruyor, kolestrol seviyesini düzenliyor vs...

-Çocuklar patates kızartmasını çok seviyorlar. Onların keyfini kaçırmayalım. İlk yağda, temiz bir yağda biraz kızartılabilir.

-Çocuklara balık terbiyesi verelim.

Neden kuzu eti?

-Ben kırmızı et için sadece kuzu etini önerdiğimde bir öğretim üyesi çıktı "Ankarada kuzu kalmadı" dedi. Kuzuyu önermemin nedeni şu: Gariban doğduktan sonra hiç bir zaman tarlaya salınmıyor. Çünkü tarlaya salındığı zaman pestisitleri otluyor hayvan. Onun dışında biz ineklere 80 kilo süt versin diye büyüme faktörü veriyoruz. Bu gidip adalesinde birikiyor. Büyüme faktörü vücudunda kanına giriyor, kanıyla adaleye ve sütüne geçiyor. Hormon bu, ve kanserojendir. Vücuda girdiği zaman insülin oranını yükseltiyor ve insülinin inip çıkması da glikozu tetikliyor. Yani üç yönden kanserojen oranı tetikleniyor.

İnsanları aydınlatmak zorundayım

Bunlara rağmen, maalesef bana bir öğretim üyesi de bunu söylüyor. Ben de dedim ki: "Eğer siz istiyorsanız diğerlerini de yiyebilirsiniz ama ben insanların yüzde 90ı benim ağzımın içine bakıyor. Onları aydınlatmak zorundayım. Sağolsun, Uğur Dündar ile biz bu işe soyunduk. Siz ne derseniz deyin biz bu işin peşindeyiz".

Genellikle bütün Amerikaâ??daki büyük şirketler -Türkiyeâ??de tabi buna bir yerde yakın-biz böyle bir şeyler söylediğimiz zaman hemen bir bilimsel kurul kuruyorlar. Bunlar satın alındı demiyorum, iftira etmiyorum hocalarımıza ama bunlar hemen bir çalışma başlattırıyorlar, belli büyüklükte bir fon alarak. "Bu fonun sonucunu bekliyoruz efendim, bu nasıl olur?" diyorlar. Bu sürüyor 3-4 sene. O süre içinde de köşenin köşesini dönüyorlar. Bu arada da bir sonuç çıkmıyor bundan zaten.

Gerçekleri açıklayanları tehdit ediyorlar

-Bizim gibi yeşilci olanları, dernekleri mahkemeye veriyorlar, tehdit ediyorlar. Ben de alıyorum bu tehditleri. Tehdit ediyorlar ve bunun dışında milyonlarca dolarlık tazminatlarla gözünüzü korkutmaya çalışıyorlar ve karşı lobiler kuruyorlar. Çünkü işte Dünya aç kalacak, dünya yok olacak, eğer biz bu tarım mahsullerini üretmezsek, bu kimyasalları yok ediyorlar ama biz bunları dolaylı olarak ortaya çıkartıyoruz, besin değerlerinin içine söylediğiniz bitkilere enjekte ediyoruz vs.. diyorlar.

-Domatesin çekirdeği yok. Tohum vermiyor. Büyük tröstler Türkiyeye satıyor belli miktarda. Onu çoğaltamıyorsunuz çünkü içinde tohum yok. Bunu en çok satan İsraildir. Onlar bize tohum yollamasa biz açız. Biz bunu kendimiz üretebiliriz. Biz bunu niye yapmıyoruz? Ama onlar genetiğiyle oynayarak en aza indiriyorlar.

-Çekirdeksiz karpuz yiyoruz. Olacak şey mi?! Sanki çok makbulmuş gibi. Halbuki çekirdeğini ayıklasak ne olur!! Üstelik iki katı fiyatına satıyorlar. Halbuki karpuz betakrotan bakımından kırmızılar içinde kanserden koruyan en iyi varlıklardan bir tanesidir.

Bulaşık detarjanlarındaki tehlike

-Bulaşık makinasındaki deterjanı hiç bir şekilde arıtamayız. Çok az miktarda da olsa kalıcı olur. Deterjanın içine elma sirkesi koysunlar. Makinadan çıktıktan sonra da büyük bir cam kabın içine 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi koyalım. Tabağımızı sofraya koymadan önce bunun içine sokup çıkaralım. Çünkü deterjana sirke de koysanız ne kadar yıkarsanız yıkayın, çok az miktarda da olsa pestisit kalır.

-Mutfakta, porselen, cam ve çelik kullanalım.

-Bakır, aliminyum ve plastik mutfağınızda olmasın.

-Dip balıklarında kanserojen madde var. Kefal, barbun, mezgit kanalizasyon diplerinde yetişiyor. İstanbulda yenilen karides, midye ve istiridyeye ağzınızı sürmeyin. Zehirleniyorsunuz. Midyeden çok zehirlenen insan oldu. Çünkü doğrudan doğruya kanserojen, içinde kurşun ve civa var. Beyin dokusunda tahribat yapıyor, atılmıyor. En büyük kanserojen civa. Bunlar da çinko da çok.

-Bitkisel baklagiller, bunlar protein ihtiva eden tabi proteinler.

-Yumurtanın beyazı dünyanın en faydalı en zararsız proteini.

Herkesi ekrana çıkarıyorlar, medya çok hatalı!

Türkiyede sazı eline alan, olur olmaz herkes artık ekrana çıkıyor, reyting getirsin diye. Medya maalesef çok suçlu. Her programda görüyorum lise mezunu bile olmayan adamlar herbalist diye çıkıyorlar. Doktorlar belki nam yapsın, şöhret yapsın diye bilir bilmez bunların belki kapağını açmamış çıkıp konuşuyorlar. Dikkat edin diyorum ve buradan uyarıyorum; prostat olan hastalar çinko almasın ve yüksek doz kalsiyum tüketmesinler. Prostat kanserinde tetikleyicidir ve kanser olduktan sonra da süreyi kısaltır.

-Çocuklarımıza gazlı içecekler değil meyva suyu verelim. Muhakkak posalı tüketmelerine dikkat edelim.

-Türkiyede bazı derneklerden gelen bazı yazılarda, yüzde 70 saf meyva suyu olduğu söyleniyor. Bunlara inanmak durumundayız. Çünkü çok büyük şirketler bunlar. Ama meyva suyu olmayan, esans olanlardan kaçalım. Üzerinde yazıyor zaten. Ama tarihlerine mutlaka bakalım. Meyva suyu sıkıldığı andan itibaren 8 saatte değerini kaybeder O nedenle tarihlerini yakın alsınlar lütfen ve onları 1 ay içinde bitirelim.

-Türkiyede hakikaten muazzam bir meyva potansiyeli var. Bütün çiftçiler, köylülerimiz bunlardan para kazanıyor ben buna niye mani olayım. Ama çabuk tüketsinler. Bir elmayı bile kesseniz üstü iki saat sonra siyah olur, oksite olur ve işe yaramayabilir. Ama bunlar kendisini pastörize ettikleri için bunları 1-2 ay içinde tüketmemizi sağlasınlar.

Beni düşman bellemesinler

Bizim bu tatlı uyarılarımız hem çocuklarına hem torunlarına ve gelecek nesillere faydası olacak. Biz tatlı uyarılar yapıyoruz. Bizi düşman bellemesinler lütfen, dost bellesinler. Biz onları tatlı tatlı uyaralım, onlar da bu zararlı şeylerden ufak ufak çekilsinler. Tabi ki bir anda çekilemeyecekler.

Fast Foodâ??çuları desteklerim AMA...

-Bizim fast foodâ??çular biraz kendilerine gelsinler lütfen! Fast Foodların yanında bir tabak da yeşil ikram etsinler. İyi yıkanmış, sirkeli sudan geçirilmiş...O zaman biz bunları destekleriz. Şu an buradan uyarıyorum. Eğer Fast Foodun yanında bir tabak da bedava yeşil salata -veya salatalık, kıvırcık salata, domates de olur- verirlerse söz veriyorum burada, o zaman bütün bu Fast Foodçulara sevgiyle yaklaşacağım.

Hayvanlarda bile kanser artıyor

-İngiltereâ??de köpeklerin yiyeceklerine yeşil salatalar eklendi ve köpeklerdeki kanser oranında yüzde 90 oranında azalma olduğunu görüldü. Köpeklerde bile bir yeşil kanser oranını düşürmüş. Yani zehirin panzehiri yine yeşil. Bu da 2006 yılının bir çalışması.

Gece çalışan kadınlarda meme kanseri riski yüksek

Her insan haftada bir kez gece hayatı yaşayabilir, çılgınlıklar yapabilir. Ona karşı değilim. Bu günlük hayatını renklendirebilir. Amerikaâ??da yapılan bir araştırmaya göre, gece çalışan kadınlarda 5 kat fazla meme kanseri görülmüş. Karanlıkta uyumak, aşağı yukarı 30-40 yaşından sonra... Beynimizde melatonin denen bir hormon vardır. Bu melatonin karanlıkta ortaya çıkar. Ümmün sistemi korur, vücudu gençleştirir, dengelendirir, mutluluğu sağlar, uyku düzenini sağlar, kansere karşı ümmün sistemini uyarır, çok güçlüdür. Gece hayatı olan insanlar bu hayatı değiştirsinler.

Yağlara dikkat!

Biz katı yağlara karşıyız. Yanlış anlamasınlar ama onlar zeytinyağdan üretmişler falan, ona karşı değiliz. Bu kadar ilanlar vererek, beş kişiye kutuyu tutturarak, televizyonlara çıkarak insanları aydınlatmaları yönünden güzel bir şey bu. Biz katı yağlara karşıyız. Tereyağa da karşıyız. Ama zeytinyağdan yaptıklarını söylüyorlar. Ama bunu yaparken akla bir soru geliyor â??Acaba ben katı yağ alacağıma niye zeytinyağ yemiyorum ki diye bir soru geliyor akla. Soya yağından yapıyoruz falan filan diyorlar ama iz çok hijyenik olduğu ve kaliteli insanlara kutuyu tutturarak gösterdikleri için onlar da çok kaliteli öğretim üyeleri var aralarında, diğer kişiler var işte medyada isim yapmış kişiler. Tabi ki onlara saygı gösteriyoruz. Bu kampanyanın diğer firmalara da örnek olmasını ve sağlıklı şeyleri insanlara duyurmalarını tavsiye ediyoruz.

PEKİ KENDİSİ NELER YAPIYOR?

Prof. Dr. Erkan Topuz, halkı aydınlatıcı bilgiler verdikten sonra, kendi günlük yaşamı içerisinde neler yaptığını, nasıl beslendiğini de kısaca özetledi. Topuz şunları anlattı:

"Ben normal olarak 22:30 ya da 23:00te yatarım. Karanlık bir yerde yatarım, sabah da 05:30 veya 06:00da kalkarım. Aşağı yukarı 40 senedir, üniversitedeki hayatım ve çocukluğumdan beri böyledir.

Televizyonu çok uzak mesafeden izlerim. Bilgisayarımı açık bırakmam. Çocuklarıma da açık bırakırlarsa kızarım.

Cep telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmam. Hemen kapatırım. Ama bu benim alışkanlığım çok çabuk konuşmak. En az 80-90 kişi bana mesaj bırakıyor. Cep telefonlarımı belli saatlerde açarım. Öğlen bire kadar telefonumu açmam. Akşam da 22:30 kadar da açıktır. Sonra kapatırım.

Haftanın 5 günü balık çorbası içiyorum. Dip balığı dışındaki balıklarla yapılan çorba. Bu çorbanın içine zerdeçal mutlaka koyarım. Zerdeçal, bizim sarı safran dediğimiz ve köri olarak da piyasada bulunur. Kansere çok etkilidir. Gerek korumasında gerekse kanser esnasında damarı bağlayan bir maddedir. Aşaığı yukarı her 200 gram için bir çorba kaşığı attırıyorum. Bu zaten çok lezzetli bir şey. Bütün Uzakdoğunun ve Avrupanın tükettiği bir olay. Ama bizde bu terbiye yok.

Haftada mutlaka 1-2 kez balık yerim.

Genellikle esmer pirinç yemeye çalışırım. Beyaz un, beyaz şeker ağzıma sürmem. Hastalar teşekkür için baklava falan getiriler, içinden bir tane alırım bazen hatırları için.

Evimize beyaz ekmek girmez.

Yemeklerde kaya tuzu kullanırız.

Sabah kahvaltısında 1 veya 2 bardak su içmeyi tavsiye ederim. Vücuttaki toksinleri atar. Bir de kahvaltıda yeşil çay tavsiye ediyorum. Ayrıca, yeşil çay, böğürtlen, ısırgan ve limon kabuğundan yapılan çay çok önemlidir. Isırfan yaprağı ve kökü, prostat, mide, meme kanserinden korur. Ben bunu sabah tüketirim.

Eğer organikse mutlaka 2-3 domates yerim.

Keçi peyniri tercihimdir. Çocukluğumdan beri çok zeytin tüketirim. Zeytin eğer organikse dünyanın en faydalı yiyeceklerinden.

Sabah kahvaltısından her türlü yeşili tüketebiliriz.

Biz diyoruz ki bire beş veya yedi sebze tüketin. Minerallerinizi, betakrotenlerinizi, selenyumunuzu vs. bütün minerallerinizi bunlardan almaya çalışın. Ama bazı oranlar var ki bir oda kadar selenyum tüketirseniz o zaman kanserden korunursunuz. Ama 200 ünite E vitaminiyle beraber tüketirseniz prostat kanserinden yüzde 20 korur. Ben E vitamini alıyorum.

Omegaü balıktan alıyorum ama yeteri dozda alıyor muyuz? Omega 3ü bir ay içelim, bir hafta dinlenelim. Çünkü omega 3 bizim için çok faydalı.

Devedikeni sütü alırım. Bunun karaciğeri kanserinden koruduğu 3 bin senedir malum. Prostat ve mesane kanserinde tümörü durdurucu etkisi gözlenmiş.

Bromalein kullanıyorum. Ananasın köküdür, özüdür, çok şifalıdır. Ama bunları periyodik olarak kullanıyorum.
Bunun dışında bazı tip mantarlar kullanıyorum.

Hiç bir şekilde zayıflatıcı gıdalara gitmeyiniz. İnanmayınız diyetçilerin 8-10 kilo verdirdiğine. Çünkü sizi kansere hazırlıyor. Manken olma sevdasına girmeyin, sağlıklı yaşayın. Tabi ki biz boy kilo oranına dikkat ediyoruz ama ayda 1-1,5 kilonun üzerinde kilo vermek kansere hazırlıktır. Çünkü yüksek oranda kilo verdiğimiz zaman, vücuttaki yıkıcı mahsuller ve tüm zehirli atıklar kansere dönmektedir. Normal boy-kilo indeksine giriiniz ama ayda 1-1,5 kilo verin.

Mesela yeşil çay, hem kanserden korur hem de kilo almalarına mani olur. Bromalein (ananas özü), kilo aldırmaz, vücuttaki ödemi atar, kanserden de korur. Veya ananası günde 2 bardak tüketin ya da bunları alamıyorsanız günde 2 bardak yeşil çay tüketin.

Kırmızı et ben yemem. Ancak ayda ayda ya da bir iki ayda yerim. O da dışarıda yerim. Bizim eve kırmızı et artık girmiyor. Balık, tavuk ve hindi yerim sadece."

kaynak: Televizyon Gazetesi

 ASTRAGALUS (DELİ ÇÖVEN): BİR ÇİN BİTKİSİDİR. GÜÇ ,SAĞLIK VE UZUN YAŞAMIN SIRRI OLARAK DEĞERLENDİRİLİR. ÖZELLİKLE AKCİĞER KANSERİNDE YARARLI OLDUĞUNU GÖSTEREN ARAŞTIRMALAR VAR. KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİNİ AZALTMAK BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN GÜNDE 4 KEZ ALINABİLİNİR. 250-500 MG LİK KAPSÜLLERİ VAR. AYRICA ÇAY VE KURUTULMUŞ KÖK EKSTRELERİ MEVCUT.

 GİNSENG (PANAKS): BİLİNEN EN ESKİ BİTKİSEL İLAÇTIR. ÇİNDE GEÇLİK İKSİRİ OLARAK KABUL EDİLİYOR. GİNSENG BİTİKİSİNİ KÖKÜ ERKEĞİN VÜCUDUNA BENZEDİĞİ İÇİN ERKEĞİN KÖKÜ ANLAMINA GELİR. ÇİN TIBBINDA KIRK YAŞ ÜSTÜ ERKEKLERE ÖNERİLİR. KIRK YAŞ ÜSTÜ 4600 KİŞİYİ KAPSAYAN BİR ÇALIŞMA ,GİNSENG TÜKETENLERİN TÜKETMEYENLERE ORANLA TÜM KANSER ÇEŞİTLERİNE KARŞI TAŞIDIKLARI RİSKLERİN AZALDIĞINI GÖSTERMİŞ. KANSERDEN KORUNMADA ,VÜCUDUN DİRENCİNİ ARTTIRMADA, DİABET ,İKTİDARSIZLIK GİBİ SORUNLARDA KULLANILIYOR. 100 MG LIK EKSTRELERİ GÜNDE 1-2 KEZ KULLANILABİLİNİR.

 REİSHİ MANTARI: ÇİNDE YETİŞİYOR. ÖLÜMSÜZLÜK MANTARI OALRAK DA BİLİNİYOR. DOĞADA BİRAZ ENDER RASTLANDIĞINDAN SON YILLARDA TİCARİ OLARAK ÜRETİLİYOR. KANIN OKSİJENLENMESİNİ ARTTIRIYOR, YÜKSEK RAKIMLI DAĞLARA TIRMANAN DAĞCILARDAN YÜKSEKLİK HASTALIĞINI AZALTIYOR VE ÖNLÜYOR. KOLESTUROL DÜZEYLERİNİ DÜŞÜRÜYOR. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR. KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİNİ AZALTIYOR.

YAZININ DEVAMI OKU...

5/6/2008, Kategori: PROF_DR_ERKAN TOPUZ : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

<- Önceki Sayfa : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->